İçeriğe atla
Yayınevi Mutfağı

Tersine Kitap: Raf Doldurmak Gibi Bir Niyetimiz Yok

Tersine Kitap: Raf Doldurmak Gibi Bir Niyetimiz Yok

Yayıncılık dünyasında aynı kitapların, benzer hikâyelerin ve güvenli tercihlerin giderek çoğaldığı bir dönemde Tersine Kitap, adını da aldığı yönde hareket etmeyi seçiyor. Tersine Kitap Genel Yayın Yönetmeni Alican Saygı Ortanca ile bağımsız yayıncı olma macerasını konuştuk.


Mürsel Çavuş

Tersine Kitap “Bir yayıncılık projesi” sloganıyla lanse edildi. Web sitenizde de “Bizim için yayıncılık bir raf düzeni değil, bir diyalog alanıdır.” diyorsunuz. Yeni bir yayınevini kurma motivasyonunuz hangi ihtiyaca binaen doğdu?
Aynılık, tekdüzelik, yeknesaklık, formülasyon ve aynı anlama gelen daha birçok kelimeyi yan yana sıralayabilirim bu konuda. En güçlü yayınevlerinin en az risk alanlar olması, garantiye oynaması, cüretkâr ve hayalperest küçük yayınevi bir işin yapılabilirliğini göstermeden önce ayağını suya sokmaya bile imtina etmesi bu yola itti bizi.

Devasa bir çark dönüyor ve şüphesiz ki bu çark hepimizden büyük ama bu bazı kırık dişlileri onaramayacağımız ya da kimilerine de çomak sokamayacağımız anlamına gelmiyor.

Raf doldurmak gibi bir niyetimiz yok, yayımladığımız her kitap hakkında coşkumuzu paylaşmak, okurların fikrini öğrenmek için yanıp tutuşuyoruz. Bu kitap tamam, sıradaki gelsin gibi bir fikre ne kadar uzak olunabilirse o kadar uzak durmaya çalışıyoruz.

Yani işin özü, kitaplar üzerine konuşmayı çok seviyoruz, bizimle bunları konuşacak yepyeni okurlar bulmak istedik. Bir de yayıncılığı tamamen kendi istediğimiz gibi yapma fikri oldukça çekici geldi.

İthaki’de 10 yıllık deneyime sahipsiniz. Orada çekirdekten yetişmişsiniz. Bu nasıl bir deneyimdi, size neler kattı?
İthaki’ye girdiğimde stajyer, ayrıldığımda ise yayın yönetmeniydim. Sanıyorum ki rotasyonu bunca çok olan sektörümüzde her basamağı aynı yerde görebilecek kadar hayatta kalabilmiş sayılı azınlıktan biriyim.

Hele de yayınevi editörlüğünün “ne uzar ne kısalırsın”cılıkla bilindiğini hesaba katarsak. Şüphesiz ki her açıdan oldukça öğretici bir deneyimdi. Yayıncılık, editörlük okulda öğrenilebilen iş kolları değil. Yayınevinde çalışınca, o havayı soluyunca, sağlıksız saatler boyunca kitapla hemhal olunca öğreniliyor. Usta çırak ilişkisi pek çok sektöre kıyasla hâlâ gayet önemli. Tek bir doğru yok. Öğrenebileceğim pek çok şeyi bu on senede öğrendim ben de haliyle.

Bunu kitap özelinde söylemiyorum yalnızca. Sektör, insan ilişkileri, çalışma ortamı, arkadaşlıklar, hayaller, projeler ve başka bir sürü şey de buna dahil. Ne nasıl yapılır nasıl orada öğrendiysem, aksaklıklardan ders çıkara çıkara nasıl yapılmazı da orada öğrendim, ki bunun çok daha kıymetli bir tecrübe olduğunu düşünüyorum.

Olmazların, önyargıların nasıl kırılabileceğini de bu deneyimimde gördüm. Mirasın nostalji hissinden neden daha önemli olduğunu, değişip gelişmenin ayıp olmadığını da. Herkesin tecrübesi elbette biricik; benimki ise sonu gelmeyen deneme yanılmalar yaparak, sınırları zorlayarak, düşsen de yılmayarak, zaman zaman olmayanı oldurarak, mütemadiyen hayal kurarak ve hayatıma ebedi dostluklar katarak geçti.

Yayınevinizde lektörlük sürecinde nelere dikkat ediyorsunuz? Kitap seçim kriterleriniz neler?
Temelde kriterimiz sevdiğimiz, bizi etkileyen kitapları yayımlamak. Tabii bu da çok öznel bir süreç ama Tersine özelinde, okuduğumuzda içimizi bir şekilde gıdıklayan bir kitap varsa, ışığa giden güveler gibi ona doğru çekiliyoruz. Dört kişi de mutabık kalarak kitaplarımızı alıyoruz. Steril, etliye sütlüye dokunmayan kitaplardan içgüdüsel olarak uzak duruyoruz. İstiyoruz ki yayımladığımız kitaplar bazı yaraları kaşısın, kulağı tersten tutsun, göz ardı edileni göstersin. Çünkü yayınevi ekibi olarak dünyayla çok derdimiz var, içimizdeki o huzursuzluğu dile dökebilecek eserler bizim önceliğimiz. Bizim dünyayla ve insanla ilişkilenme, onları anlama yollarımızdan biri bu. Nihayetinde bu kitapları kaleme alan yazarların da dünyayla derdi büyük; bizden binlerce kilometre ötede bizimkilere benzer hislere sahip yazarların karakterlerini Türkçe konuşturabilecek olmak bize muazzam heyecan veriyor haliyle.

Yayıncılığa bir yıl ara verip oyun yazarı ve tasarımcısı olarak çalışmışsınız. Sonra tekrar yayıncılığa dönmüşsünüz. Oyun yazarı ve tasarımcısı olmanız edebiyatla ilişkinizi nasıl etkiledi?
Yani bu tamamen ortadan yok olunmuş bir ara değil. Az iş yapsam da çevirmen ve redaktör olarak çalışmaya devam ettim, mesaili, daha doğrusu karar veren konumda olan bir iş yapmadım yayıncılıkta.

Bilgisayar oyunu metinleri üzerine çalışmak, çok daha fazla yazmayı beraberinde getirdi; bu da yazının farklı veçhelerini, boyutlarını görmemi sağladı. Tabii oyun yazarlığı edebiyatla çok dirsek temasında ama bir o kadar da işlevsel olmayı gerektiren bir alan. Sanatınız veya zanaatınızın tüm organizmaya katkı sağlaması, onu tamamlaması gerekiyor. Okuma eyleminin kendisi için, edebi haz için yazılmıyor. Olmazsa olmaz olmadığından fazlalıklardan kurtulmak, onlarca fikirden vazgeçmek bir mecburiyet ama bu her zaman kolay olmuyor. Yine de bu dinamik bir yazarı tevazuya iten, bu mecburi tevazunun açtığı yaraları da sağaltan bir deneyim. İş bittikten sonra değil, adım adım her ânında okunması, kontrol edilmesi, revize verilmesi, yeniden geliştirilmesi ise edebiyat yazarlığının yalnızlaştırıcı ama kontrolü elinde tutan hissinden fazlasıyla farklı.

Yeni yayınevi kurmak cesaret isteyen ve ümitvar bir karar. Tersine Kitap Türk yayıncılığına ne kazandıracak?

Kendimize böyle bir misyon yüklemiyoruz. Yeni yayınevi kurmak isteyenlere biraz olsun cesaret verebilirsek, biz yapabiliyoruz siz de yapabilirsinize ikna edebilirsek bizim için fazlasıyla yeterli olacaktır. Çünkü küçük ve bağımsız yayıncılardan oluşacak çığ ile değişmesi gerekenler değişecek. Okurların gözünde de her zaman onların damağına uygun olmasa bile iyi kitapları iyi yayımlayan bir yayıncı olarak anılmak, arkamızda bırakmak istediğimiz mirasımız.

Beklediğiniz okur kitlesini yakaladığınızı düşünüyor musunuz?
Açıkçası şu noktada beklediğimizden çok daha büyük bir okur kitlesi yakaladığımızı düşünüyorum 🙂 Bir iş gerçekten ete kemiğe bürünene kadar ne olacağını bilmek imkânsız. Bir arada konuşurken kurduğumuz hayallerin gerçekleşmesi, hayallerimizin ötesine geçmesi hâlâ sık sık şaşırdığımız bir durum. Okurlara teveccühleri için burada çok teşekkür ediyorum.

Yerli yazar dosyası yayınlamadığınızı görüyorum. Neden?
Tersine hâlâ çok küçük ve sadece kendi özkaynaklarıyla yol alan bir yayınevi. Yerli yazar dosyası yayımlamak ise büyük bir sorumluluk. Takdir edersiniz ki zor olan kısım bir kitabı yayımlamak değil, sonrası. Bu sonraki kısmın hakkını verecek, altından kalkacak hacimde değiliz ne yazık ki henüz. Yazarlarımızı el üstünde tutacak, kendimizi utandırmayacak noktaya geldiğimizde neden olmasın?

Türkçeye kazandırmayı hayal ettiğiniz ama henüz yayımlayamadığınız eserler hangileri?
Tüm kitaplarımızı koskocaman hayallerle seçiyoruz, o yüzden birbirinden ayırmak zor. Ama sene bitmeden çıkarmayı planladığımız iki yazar, Elaine Vilar Madruga ile Keiichiro Hirano bizi çok heyecanlandırıyor.

Kapak tasarımlarınız çarpıcı. Kapağa karar verirken neleri dikkate alıyorsunuz?
Kitabın duygusunu, hissini karşıya geçirmesi en büyük önceliğimiz. Bunu da cüretkâr bir tavırla yapmak istiyoruz. Gören en az iki kere baksın, mümkünse üzerine kafa yorsun. İyi veya kötü deyip geçmesin. Tedirgin edecekse bunu, heyecanlandıracaksa bunu hissettirsin. Bize dur diyecek kimse olmadığı için de oynayabildiğimiz kadar oynuyor, alışkanlıkları esnetebildiğimiz kadar esnetiyoruz.

Bağımsız bir yayınevi olmanın avantajları ve dezavantajları neler?
Bunca üretim yapılan bir alanda büyük yayıncılar için bile kendilerini göstermek her zaman kolay değil. Küçük ve bağımsız yayınevi olarak haliyle çok daha zor çünkü her şeyi adım adım ve büyük ölçüde ufak ufak inşa etmek gerekiyor. Ayağımızı bile kapatamayan yorganımız hayallerimize iyice ufak geliyor. Her bir kitap da kendi içinde ölüm kalım, haliyle umutsuzluğa düşmek çok kolay. Diğer taraftan ise zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok. Sevdiğimiz işi, istediğimiz gibi, kendi usulümüzce, içimize sine sine yapıyoruz ve bu hiç de azımsanacak şey değil. Yayıncılığın tadını bağımsız bir yayınevi olarak çıkarmak çok daha keyifli, çok daha tatmin edici.

Önümüzdeki beş yılda yayıncılığı nasıl görüyorsunuz? Hem ülkemizde hem de dünyada…
Öncelikle hayatta, direniyor, inatla nefes alıyor; sonrasında ise büyüyor, büyüyor, büyüyor. Her şey kötüye gidiyor olsa dahi işimiz kitapken direnmemeyi hayal etmek mümkün değil.

“Keşke en başta bilseydik” dediğiniz bir konu var mı?
Yayınevini kurduğumuzdan beri bilmediğimiz çok az şeyle karşılaştık açıkçası. Ama vergilerin bu kadar çok ve büyük olduğunu yaşamadan anlamak pek mümkün değilmiş.

Yayıncılıkta en çok hangi yanlış kanının değişmesini isterdiniz?
Herhangi bir forma/türe/yazara/zamana dair “şu satmıyor, bu okunmuyor” refleksinin kolaycılığından vazgeçilmesini dilerdim.


HIZLI TUR

Bugüne kadar sizi en çok etkileyen kitap?
The Conspiracy Against the Human Race – Thomas Ligotti.

Keşke biz yayımlasaydık dediğiniz bir kitap?
Ficciones – Jorge Luis Borges.

Yayıncılıkta vazgeçemediğiniz üç kelime?
Kitap matbaadan geldi!

Kahve mi çay mı?
Çay.

Basılı kitap mı e-kitap mı?
Basılı kitap.

İlk yılın sonunda sizi mutlu edecek başarı ölçütü ne olur?
Hevesimizi yitirmemek.

Alican Saygı Ortanca kimdir?

Bursa’da doğdu. Lisans eğitimini İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde tamamladı. Yayın dünyasına adım attığı günden bugüne editörlükten genel yayın yönetmenliğine kadar sektörün pek çok farklı noktasında çeşitli pozisyonlarda aktif olarak çalıştı.

Bilimkurgu Klasikleri, Karanlık Kitaplık ve İthaki Modern gibi dizileri başlatıp editörlüklerini üstlendi. Yayıncılığa başladığı ve yayın yönetmenliğini yaptığı İthaki’den 2023 yılında ayrıldı.

2023-2025 arası Frostline Games’te oyun yazarlığı ve anlatı tasarımcılığı yaptı. 2025 yılında üç arkadaşıyla birlikte Tersine Kitap’ı kurdu. Alfa, Domingo, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İthaki ve Siren gibi yayınevlerine çeviriler yaptı.

Dünya edebiyatından, bilhassa spekülatif edebiyattan kült haline gelmiş birçok ismi dilimize kazandırdı. Çevirdiği yazarlardan bazıları: George R. R. Martin, Neil Gaiman, Clive Barker, Jeannette Walls, C. M. Kosemen, Antoine Wilson, Jack Kerouac.

Günümüzde de yayıncılık, editörlük ve çevirmenlik çalışmalarını tüm hızıyla sürdürmeye devam ediyor.

Diğer Yayınevi Mutfağı röportajlarını okumak için tıklayın.

Paylaş

Bunun gibi yazıları kaçırmayın

Her sabah günün kitabı, her pazartesi haftanın seçkisi. Sadece okumaya değer olanı.

Gönderim sıklığı

Çift onaylı kayıt · KVKK uyumlu · tek tıkla çıkış

Değerlendirme Yazın