İçeriğe atla

Çocuk Kitaplarında Neyi Anlatmaktan Korkuyoruz?

Çocuk Kitaplarında Neyi Anlatmaktan Korkuyoruz?

Ölüm, yas, boşanma, savaş, göç, yoksulluk, akran zorbalığı, engellilik, hastalık, yalnızlık, kimlik arayışı, ayrımcılık, ihmal, istismar… Liste uzayıp gidiyor. Bu başlıkların ortak özelliği “zor” olmaları değil; yetişkinlerin onları konuşurken zorlanıyor olması.

Özge Doğar

Oysa çocuklar dünyanın yalnızca neşeli tarafını yaşamıyor. Çocuk; büyükannesini kaybediyor, anne babasının ayrılığına tanıklık oluyor, okulda dışlanıyor, mahallesinden taşınmak zorunda kalıyor, deprem yaşıyor, hastanede uzun günler geçiriyor. Bazen de adını koyamadığı bir yalnızlığın içinde büyüyor.

Yetişkinler çoğu zaman çocukları bu gerçeklerden koruduklarını düşünüyor. Ancak çocuklar gerçeği zaten hissediyor. Evde değişen ses tonunu fark ediyorlar, kapanan kapıları, yarım kalan cümleleri, gizlice silinen gözyaşlarını görüyorlar. Konuşulmayan konular yok olmuyor; yalnızca çocuğun zihninde daha büyük, daha belirsiz hâle geliyor. İşte tam bu noktada çocuk edebiyatı devreye giriyor. Çünkü iyi bir çocuk kitabı, çocuğa hayatın yalnızca güzel taraflarını gösteren bir vitrin değil. Hayatı olduğu gibi anlatırken umudu da yanında taşıyabilen güvenli bir alandır.

Çocuklara anlatmaya hazır mıyız?

Zor olan konu değil, anlatım biçimidir. Çocuk edebiyatında yıllardır süren tartışmalardan biri: “Çocuk bunları okumaya hazır mı?” Belki de asıl sormamız gereken soru şudur: “Biz bunu çocuklara anlatabilecek kadar hazır mıyız?”

Çocuklar sandığımızdan çok daha güçlüdür. Ancak onların güçlü olması, her şeyi olduğu gibi önlerine koyabileceğimiz anlamına gelmez. Çocuk kitabının görevi haber bülteni olmak değil ki. Çocuğu travmayla baş başa bırakmak hiç değil. İyi çocuk edebiyatı, gerçekle umut arasındaki dengeyi kurar. Acıyı inkâr etmez ama acıyı büyütmez de. Sorunları saklamaz ama çözüm ihtimalini de unutturmaz. Okura “Hayat bazen zor olabilir.” derken aynı zamanda “Bu zorluklarla baş etmek mümkündür.” diyebilir. İşte çocuk edebiyatının en büyük başarısı budur.

Çocuklar cevaplardan çok hikâyelere ihtiyaç duyar. Yetişkinler genellikle çocuk kitaplarından açıklama bekler. Oysa çocuklar açıklama değil, anlam ararlar. Bir çocuk dedesini kaybettiğinde ölümün biyolojik tanımını istemez. Bir çocuk anne babası boşandığında hukuki süreçleri merak etmez. Bir çocuk okulda dışlandığında zorbalığın sosyolojik nedenlerini araştırmaz.

O yalnızca şunu bilmek ister: “Benim hissettiğim şeyi hisseden başka biri var mı?” İyi yazılmış bir hikâye tam da bunu sağlar. Karakter ağladığında çocuk yalnız olmadığını hisseder, korktuğunda kendi korkusuna isim bulur, yeniden ayağa kalktığında ise umut etmeyi öğrenir. Bu yüzden çocuk kitapları yalnızca okunan metinler değildir; duyguların prova edildiği güvenli alanlardır.

Anlatmamak da bir anlatımdır

Sessizlik de bir mesaj. Bazı yetişkinler “Bunları anlatmayalım.” der. Fakat anlatmamak da aslında bir anlatımdır. Hiç ölüm olmayan kitaplar okuyan bir çocuk, ilk kaybını yaşadığında bunun konuşulmaması gereken bir konu olduğunu düşünebilir. Hiç engelli karakter görmeyen bir çocuk, farklı bedenlerin görünmez olduğunu sanabilir. Hiç yoksulluktan söz etmeyen kitaplar okuyan bir çocuk, kendi yaşadığı ekonomik güçlüğün yalnızca kendisine ait olduğunu düşünebilir. Hiç göç hikâyesi okumayan bir çocuk ise yeni gelen arkadaşını anlamakta zorlanabilir. Temsil edilmeyen her çocuk biraz daha yalnız hisseder. Bu nedenle çocuk kitaplarında çeşitlilik yalnızca edebî bir tercih değil, aynı zamanda etik bir sorumluluktur.

Zor konuları yazarken en sık yapılan hata, kitabı tamamen karanlığa teslim etmektir. Oysa çocuk edebiyatı karamsarlık üretmez; gerçekliği inkâr etmeden umut üretir. Bu umut bazen bir arkadaş olur, bazen bir öğretmen, bazen bir köpek, bazen bir ağaç, bazen de yalnızca “Bugün de geçti.” diyebilme gücü. Çocuk kitabının mutlu sonla bitmesi şart değildir ama çocuğun elinden umudu almaması gerekir. Çünkü çocuk edebiyatı geleceğe yazılır.

Çocuk kitabında her konu olabilir mi?

Peki her konu çocuk kitabı olabilir mi? Bence evet. Asıl mesele hangi konunun işlendiği değil; nasıl işlendiğidir. Yaşa uygun dil kullanılıyor mu? Çocuğun gelişim düzeyi gözetiliyor mu? Karakterler yalnızca acılarıyla mı tanımlanıyor, yoksa yaşamaya devam eden insanlar olarak mı karşımıza çıkıyorlar? Kitap öğretmeye mi çalışıyor, yoksa düşündürmeye mi? Çocuk okuru küçümsüyor mu, yoksa ona güveniyor mu? Bu soruların cevabı, kitabın değerini belirler.

Çocuklar yalnızca mutlu hikâyeler okumaz. Biz bazen çocukluğu sürekli kahkahalarla geçen bir dönem gibi hayal ediyoruz. Oysa çocukluk, insan hayatının en yoğun duygularının yaşandığı dönemlerden biri. Sevinç en büyük sevinç, üzüntü en büyük üzüntü, korku en büyük korkudur. Bu nedenle çocukların duygularını ciddiye alan kitaplara ihtiyaçları var. Çünkü çocukluk, hayatın provası değildir; hayatın ta kendisidir.

Son söz olarak, çocuk kitaplarında zor konular gerçekten zor mudur? Sanırım hayır. Zor olan, yetişkinlerin kendi korkularıyla yüzleşmesi. Çocuklar gerçeği öğrenmekten değil, gerçeğin yalnızca sessizlikle karşılanmasından zarar görürler. İyi bir çocuk kitabı, çocuğun omzuna dünyanın bütün yükünü bırakmaz; ama o yükü taşırken yanında yürüyebilir. Belki de çocuk edebiyatının en kıymetli yanı tam olarak budur. Çocuklara hayatın her zaman kolay olacağını söylemez; ne olursa olsun sözcüklerin, hikâyelerin ve insanların birbirine iyi gelebileceğini fısıldar.

Diğer dosyaları okumak için tıklayın. 

Bunun gibi yazıları kaçırmayın

Her sabah günün kitabı, her pazartesi haftanın seçkisi. Sadece okumaya değer olanı.

Gönderim sıklığı

Çift onaylı kayıt · KVKK uyumlu · tek tıkla çıkış

Değerlendirme Yazın