İçeriğe atla
Dosya

Bu Kitap, Çocuğun Üstün Yararını Gözetiyor mu?

Bu Kitap, Çocuğun Üstün Yararını Gözetiyor mu?

Çocuğun üstün yararı ilkesi; yalnızca hukukçuları, öğretmenleri ya da ebeveynleri değil; çocuk kitabı yazan yazarları, çizerleri, editörleri ve yayınevlerini de doğrudan ilgilendiriyor. Çünkü çocuk kitabı da çocuk yaşamını etkileyen güçlü araçlardan biri…

Özge Doğar

Çocuk edebiyatı yalnızca çocuklar için yazılmış metinlerden oluşan bir alan değil. Aynı zamanda çocukluğa nasıl baktığımızı, çocuğu nasıl konumlandırdığımızı ve geleceği nasıl hayal ettiğimizi gösteren önemli bir kültürel üretim alanı. Bu nedenle çocuklar için üretilen her kitabın merkezinde estetik olduğu kadar etik bir sorumluluk da var. Bu sorumluluğun en temel dayanaklarından biri ise çocuğun üstün yararı ilkesi.

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesinde yer alan çocuğun üstün yararı ilkesi, çocukları ilgilendiren bütün kararlarda çocuğun fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişiminin öncelikli olarak gözetilmesini öngörür.

Bu ilke yalnızca hukukçuları, öğretmenleri ya da ebeveynleri değil; çocuk kitabı yazan yazarları, çizerleri, editörleri ve yayınevlerini de doğrudan ilgilendirir. Çünkü çocuk kitabı da çocuk yaşamını etkileyen güçlü araçlardan biridir.

Bir çocuk kitabında çocuğun üstün yararı nasıl gözetilir?

Öncelikle çocuk, kitabın “öğrencisi” değil, okurudur. Ne yazık ki çocuk edebiyatında hâlâ sıkça karşılaşılan sorunlardan biri, kitabın çocuğa sürekli bir şey öğretmeye çalışması. Çocuk, hikâyenin doğal akışı içinde keşfetmesi gereken duygular yerine hazır sonuçlarla karşılaşır. Karakterler hata yapmaz, yetişkinler her zaman haklıdır, sonunda mutlaka bir ders çıkarılır. Oysa çocuğun üstün yararı, ona hazır doğrular sunmak değil; düşünme, sorgulama ve kendi anlamını kurma fırsatı vermektir.

Bu nedenle nitelikli çocuk edebiyatı, çocuğa güvenen bir edebiyattır. Çocuk okurun düşünme kapasitesini küçümsemez. Sorular bırakır, boşluklar oluşturur, merak uyandırır. Çünkü gelişim, cevaplardan çok sorularla desteklenir.

Çocuğun üstün yararı ilkesinin bir diğer yansıması da çocuk karakterlerin temsilinde görülür. Çocuklar yalnızca yardım bekleyen, hata yapan ya da yetişkinler tarafından kurtarılan bireyler olarak sunulmamalıdır. Karar verebilen, çözüm üretebilen, hata yapıp bunlardan öğrenebilen karakterler çocuk okurun öz yeterlilik duygusunu destekler. Böylece çocuk, kitapta kendisini pasif bir izleyici olarak değil, yaşamın etkin bir öznesi olarak görür.

Aynı ilke, çocukların maruz kaldığı şiddetin anlatımında da önem kazanır. Çocuk edebiyatı zor konulardan kaçınmak zorunda değildir. Ölüm, savaş, göç, ihmal, zorbalık ya da boşanma gibi yaşamın gerçekleri çocuk kitaplarında yer alabilir. Ancak burada belirleyici olan, olayın varlığı değil, anlatılış biçimidir. Şiddetin ayrıntılarını çoğaltan, travmayı yeniden üreten ya da çocuğu korku üzerinden etkileyen anlatılar çocuğun üstün yararını gözetmez. Buna karşılık güven duygusunu koruyan, umut alanı bırakan ve çocuğun duygularını anlamlandırmasına yardımcı olan metinler ise çocuk hakları temelli bir yaklaşım sergiler.

Çocuk edebiyatında üstün yararın önemli göstergelerinden biri de kapsayıcılıktır. Her çocuk, kitaplarda kendisinden bir iz bulabilmelidir. Farklı kültürlerden, farklı aile yapılarından, farklı sosyoekonomik koşullardan, engelli ya da özel gereksinimli çocukların görünür olması yalnızca temsil meselesi değildir; çocuk haklarının da bir gereğidir. Bunun kadar önemli olan ise bu karakterlerin yalnızca farklılıkları üzerinden tanımlanmamasıdır. Bir çocuk karakter, sadece engelli olduğu ya da göçmen olduğu için hikâyede bulunmamalı; çok yönlü, güçlü ve gerçek bir birey olarak var olmalıdır.

Dil kullanımı da çocuğun üstün yararıyla doğrudan ilişkilidir. Aşağılayan, korkutan, ayrımcılığı normalleştiren, cinsiyet kalıplarını yeniden üreten ya da çocukları etiketleyen ifadeler çocuk hakları açısından sorunludur. “Erkek adam ağlamaz”, “Yaramaz çocuk”, “Akıllı kız uslu olur” gibi kalıp yargılar yalnızca dili değil, çocukların benlik algısını da şekillendirir. Çocuk edebiyatı, bu kalıpları yeniden üretmek yerine sorgulayan ve dönüştüren bir alan olmalıdır.

Öte yandan çocuğun üstün yararı, çocukları yaşamın bütün zorluklarından uzak tutmak anlamına gelmez. Aksine, çocukların güvenli bir estetik deneyim içinde zor duygularla karşılaşabilmesini sağlar. İyi bir çocuk kitabı, çocuğun kaygısını artırmadan gerçekliği inkâr etmez. Acıyı gösterirken umudu da görünür kılar. Korkuyu anlatırken dayanışmayı da hatırlatır. Çünkü çocukların yalnızca korunmaya değil, güçlenmeye de ihtiyaçları var.

Bu noktada editörlerin rolü de önemli. Bir çocuk kitabının çocuğun üstün yararını gözetmesi yalnızca yazarın sorumluluğu değildir. Editör, metindeki yaş uygunluğunu, hak temelli dili, stereotipleri, olası ayrımcı ifadeleri ve anlatının çocuk merkezli olup olmadığını dikkatle değerlendirmelidir. Çocuk edebiyatı editörleri, yalnızca dil bilgisi düzeltmez; aynı zamanda çocuk hakları perspektifiyle metni yeniden okur ve sorgular.

Çocuk kitaplarında yetişkin bakışı hâlâ baskın

Son yıllarda çocuk hakları konusunda farkındalık artsa da çocuk kitaplarında hâlâ yetişkin bakışının baskın olduğu örneklerle karşılaşıyoruz. Çocuğu sürekli denetlenen, susturulan, ödül-ceza sistemi içinde davranan bir karakter olarak gösteren metinler, çocukluğu yetişkinliğe hazırlık evresi olarak görmeye devam ediyor. Oysa çocukluk, kendi başına değerli bir yaşam dönemi. Çocukların bugün sahip oldukları haklar, gelecekte sahip olacakları hakların provası değil.

Sonuç olarak çocuğun üstün yararı ilkesi, çocuk edebiyatına sonradan eklenen bir ölçüt değil; bu alanın temel etik pusulasıdır.

İyi bir çocuk kitabı yalnızca “güzel yazılmış” bir kitap değildir. Çocuğun onuruna saygı duyan, onu dinleyen, düşünmesine alan açan, farklılıkları görünür kılan ve çocukluğu olduğu hâliyle kabul eden kitaptır. Çünkü çocuk edebiyatının asıl amacı, çocukları istediğimiz bireylere dönüştürmek değil; kendi seslerini bulabilecekleri güvenli bir edebî alan oluşturmaktır.

Belki de bu nedenle çocuk edebiyatında sorulması gereken ilk soru “Bu kitap çocuğa ne öğretiyor?” değil, “Bu kitap çocuğun üstün yararını gerçekten gözetiyor mu?” olmalı!

Bu soruya verilen dürüst cevap, hem edebiyatın niteliğini hem de çocuklara duyduğumuz saygıyı ortaya koyacak.

Siz ne dersiniz?

Diğer dosyaları okumak için tıklayın. 

Paylaş

Bunun gibi yazıları kaçırmayın

Her sabah günün kitabı, her pazartesi haftanın seçkisi. Sadece okumaya değer olanı.

Gönderim sıklığı

Çift onaylı kayıt · KVKK uyumlu · tek tıkla çıkış

Değerlendirme Yazın