İçeriğe atla
Dosya

Jean Paul Sartre Nobel Edebiyat Ödülünü Neden Geri Çevirdi?

Jean Paul Sartre Nobel Edebiyat Ödülünü Neden Geri Çevirdi?

Fransız filozof, romancı ve oyun yazarı Jean Paul Sartre, Nobel Edebiyat ödülünü kendi isteğiyle reddetmiş tek yazar. Peki ama dünyadaki en prestijli ödüllerden biri olan Nobel’i neden reddetti?

Sanem Güven

Şimdi diyebilirsiniz ki Rus yazar Boris Pasternak da 1958 yılında kendisine verilen Nobel Edebiyat ödülünü reddetmişti. Ancak onun bu ödülü reddetmesinin asıl sebebinin hassas politik gündem ve dönemin Sovyet hükümetinin baskısı olduğu gerçeğini göz ardı etmemek gerekir.

Alfred Nobel’in vasiyetiyle her yıl fizik, kimya, tıp, edebiyat, barış ve ekonomi dallarında, insanlığa en büyük faydayı sağlayanlara verilen Nobel Ödülü, beraberinde hatırı sayılır miktarda bir para ödülü de içeriyor.
 

Peki Jean Paul Sartre, dünyadaki en prestijli ödüllerden biri olan Nobel’i neden kabul etmedi?

Bunu anlamak için onun hayat hikayesini ve temsilcisi olduğu felsefe akımı varoluşçuluğu biraz bilmek gerekir.

Sartre’ın felsefesi neydi?


Jean PaulSartre, 1905 yılında Paris’te doğdu. Ancak bir yaşına bile gelmeden babasını kaybedince, Sorbonne Üniversitesi’nde Almanca profesörü olan dedesinin yanında büyüdü. Kısa boylu ve şaşı olan Sartre, dış görünüşündeki dezavantajlardan dolayı sosyalleşmekten kaçınarak vaktini çoğunlukla dedesinin devasa kütüphanesinde geçirdi, adeta kitaplara sığındı. Nitekim yıllar sonra yazdığı otobiyografisine “Le Mots” (Kelimeler) adını verecekti.

Sartre, Paris’in prestijli okulu École Normale Supérieure Felsefe Bölümü’nden 1929 yılında mezun oldu. Burada hayatı boyunca görüşeceği pek çok yazar, düşünür ve felsefeci ile tanıştı. Elbette ömür boyu hayat arkadaşı olan Simone De Beauvoir da bunlardan biriydi.

Bir süre lisede felsefe öğretmenliği yapan Sartre, Berlin’de bir yıl kaldı. Fenomonoloji akımının temsilcilerinden Martin Heidegger’ın düşüncelerinden yola çıkarak “varoluşçuluk” akımını geliştirdi ve akımın önemli temsilcilerinden biri oldu.

Varoluşçuluk akımına göre insan bu dünyaya isteyerek gelmemiş, adeta dünyaya fırlatılmıştır. Yani insan önce var olur; sonra seçimleri ve eylemleriyle kendi özünü oluşturur. Dolayısıyla varoluş, özden önce gelir. 

İnsanın seçimlerindeki mutlak özgürlüğü bir lütuf değil, ağır bir yüktür; çünkü seçimlerinin ve sonuçların sorumluluğu tümüyle insana aittir. Bu anlamda varoluşçuluk bireysel özgürlüğe, eylemlerimize ve sorgulama yeteneğimize odaklanır.

Sartre, hayatı boyunca evlenmez, Simone De Beauvoir ile açık ilişki yaşar. Evlilik kurumuna inanmayışı, Fransa’nın Cezayir’deki sömürge politikalarını şiddetle kınaması, Vietnam’ın ABD tarafından işgaline yönelik protestolara aktif şekilde destek vermesi, Mayıs 1968 olaylarında işçi ve öğrencilerin yanında meydanlarda yer alması, hatta yasaklı sol gazeteleri Fransa sokaklarında satması gibi nedenlerle hükümetin tepkisini üzerine çeker.

Sartre’ın tutuklanması gerektiği söylendiğinde o dönemin Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle, “Ona dokunamazsınız. O Fransa’dır” diye karşılık vererek kendi aydınını tutuklayan değil, ona saygı gösteren lider olarak tarihe geçer.

Nobel Ödülü’nü nasıl kazandı?

İsveç’teki Akademi, 1964 yılında “fikir bakımından zengin, özgürlük ruhu ve hakikat arayışıyla dolu, çağımız üzerinde geniş kapsamlı bir etki yaratmış çalışmaları nedeniyle” Jean Paul Sartre’a Nobel Edebiyat Ödülü verdiğini açıklar.

Esasen Sartre, resmî açıklamadan önce adaylar arasında ismini görünce Nobel Komitesi’ne mektup yazarak “ödülün kendisine verilmemesini, çünkü kabul edemeyeceğini” belirtir. Fakat mektup zamanında yerine ulaşmaz. Sartre bir söyleşisinde mektubun yeterli olacağını düşündüğünü, ancak geç kaldığını söyler.

Sartre Ödülü hangi gerekçeyle reddetti?

Sartre hayatı boyunca resmi nişan, ödül ve unvanları reddetti. İkinci Dünya Savaşı’nda cephede savaştı, hatta Almanlara esir düştü. 1945 yılında Fransız hükümetinin verdiği Legion D’honneour nişanını reddetti.

Çünkü bir yazarın kendisini kurumlara bağlamasının yazar olarak bağımsızlığını zedeleyeceğini düşünüyordu.

Bu anlamda Nobel Edebiyat Ödülü de tüm prestijine rağmen onun için diğer ödüllerden farksızdı.

Nobel Edebiyat Ödülü’nün kendisine verilmesine engel olamayınca, İsveç gazetelerine bir mektup yazarak ödülü reddettiğini ve sebeplerini detaylı bir şekilde açıkladı.

Sartre bu mektubunda, seçilenin fikri alınmadan ödül verildiğini bilmediğini, ödülün kendisine verilmesini önlemek istediğini ancak bu konuda başarılı olamadığını, ayrıca ödülü reddetmesinin Nobel Ödülü veya İsveç Akademisi ile ilgisi bulunmadığını özellikle vurguladı.

Yazar, reddetme sebeplerini “şahsi sebepler” ve “objektif sebepler” olarak ikiye ayırdı.

Şahsi sebepleri, resmi payelere hiçbir zaman sıcak bakmaması, bir yazarın sadece kâğıt ve kalemiyle anılması gerektiğini düşünmesi ve bu sebeple kurumsallaşmaya karşı olmasıdır. Sartre, adının yanında “Nobel Ödüllü” ibaresinin bulunmasının onun savunduğu özgürlük fikrine aykırı olacağını, onu kalıba sokacağını düşünüyordu.

Üstelik, “Venezüella’daki ayaklanmayı desteklediğimde bu sadece beni bağlar, ancak Nobel Edebiyat Ödülü’nü kabul edersem, beni bu şerefe layık gören kurumu da peşimden sürüklemiş olurum” diyerek, bu riskin sadece ödül alan için değil, ödül veren kurum için de geçerli olduğunu dile getirdi.

Sartre, Nobel’i reddetme gerekçelerinin daha önce bu ödülü kabul etmiş olanlara en ufak bir eleştiri anlamına gelmediğini, yazdıklarının sadece kendisiyle ilgili olduğunu da belirtmeyi ihmal etmedi.

Sartre objektif sebepleri ise özetle şöyle açıkladı:

“Doğu ve Batı kültürlerinin bir arada ve barış içinde yaşamaları insanlık için en doğrusudur. Nobel’in batı blokuna özgü yazarlara verilen bir ödül olması onun temel bir niteliği değilse de ödülün genellikle batı bloku yazarlarına ya da doğu blokunda “sistem karşıtı” olan yazarlara verildiğini görüyorum. Sözgelimi Nobel Edebiyat Ödülü’nün Şolokof’a değil de Sovyetlerdeki uygulamalara başkaldırmış bir yazar olan Boris Pasternak’a verilmesi böyle bir görüntü yaratmaktadır. Yine çoktan hakkettiği halde Louis Aragon’a ya da Pablo Neruda’ya bu ödülün verilmesi düşünülmemiştir.”

Sartre, yazdığı mektupta son olarak para meselesine de değindi. Ödülle birlikte yüksek miktarda para ödülü verilmesinin seçilen kişinin omuzlarında ilave bir yük olduğunu dile getirdi.

Bu parayı desteğe ihtiyacı olan bir hareket için kullanabileceğini bilse bile ne doğuda ne de batıda kurumsallaştırılmak istemediğini, bunun bir kalp meselesi olduğunu ve sonuç olarak ödülü geri çevirdiğini açıkladı.
 

Sartre, İsveç halkına sevgilerini ileterek mektubunu sonlandırdı.

Sartre’ın ödülü reddetmesinin sonuçları

Sartre’ın ödülü reddetmesi hem Fransa hem de İsveç’te geniş yankı uyandırdı.

Takdir edenler, daha önce başka ödülleri de reddetmiş olması sebebiyle Nobel Edebiyat ödülünü geri çevirmesinin yaşamı ve felsefesiyle uyumlu olduğunu, yazarın böyle yaparak kurumsallaşmadan bağımsızlığını koruduğunu ve tutarlı olduğunu savundu.

Birkaç gazete, Nobel Ödülü’nün Doğu-Batı bloklaşması içinde sembolik bir araç haline geldiğine ilişkin Sartre’ın görüşü dile getirilerek ödülün reddinin politik bir tavır olarak önemine değindi.

Sartre’ı eleştirenlerse, kültürel bir ödülün gereksiz yere siyasallaştırıldığını, edebiyatın siyasete fazlasıyla bağımlı hale getirildiğini, ayrıca bu reddin arkasında gösteriş ve kibrin yattığını ve yaratılan krizin batı dünyasına da zarar verdiğini öne sürdüler.

Sonuç olarak ağırlıklı kanı, Sartre’ın kararının beklenmedik ama kendi düşünsel çizgisiyle tutarlı olduğu yönündeydi.

“Bir yazar bir kuruma dönüşmemelidir” düşüncesini Nobel Edebiyat Ödülü’nü geri çevirerek eylemiyle de destekleyen Sartre, “Ödülü kendi isteğiyle reddeden tek yazar” olarak tarihe geçti.

Ölümü ve Cenazesi

Sartre 15 Nisan 1980’de Paris’te 75 yaşında öldü. Cenazesine 50 bin kişi katıldı. Dönemin gazetelerinde “Özgürlüğün ve Entelektüel Sorumluluğun Simgesi”,

“20. Yüzyılın en etkili filozof ve yazarlarından biri” manşetleri atıldı.

Fransa’nın saygın gazetelerinden Le Monde’a göre Sartre’ın cenazesi, Victor  Hugo’nunkinden sonra Fransa’nın gördüğü en büyük sivil entelektüel uğurlamalarından biri olarak tarihe geçti.

Yine Le Monde’un aktardığına göre Fransız gazeteci, belgesel yönetmeni, yazar ve entelektüel Claude Lanzmann, bu vedanın önem ve anlamını şu şekilde ifade etti,

“Bu, 1968 kuşağının son yürüyüşüydü.”

Jean Paul Sartre, sonuç olarak adının yanında Nobel ödüllü yazar ibaresini taşımak istemedi ve ödülü reddederek bunu sağladı. Ancak ironik bir şekilde “Nobel Edebiyat Ödülünü reddeden yazar” olarak anılmaktan kurtulamadı.

Paylaş

Bunun gibi yazıları kaçırmayın

Her sabah günün kitabı, her pazartesi haftanın seçkisi. Sadece okumaya değer olanı.

Gönderim sıklığı

Çift onaylı kayıt · KVKK uyumlu · tek tıkla çıkış

Değerlendirme Yazın