İçeriğe atla
Dosya

Kitaplar Ne Deterjandır Ne de Yoğurt

Kitaplar Ne Deterjandır Ne de Yoğurt

Bir kitabı okur mu seçiyor, yoksa pazarlama mı? “Çok satan” listeleri gerçekten okurun tercihlerini mi, yoksa görünür kılınan kitapların başarısını mı yansıtıyor? Satış rakamları ile edebi değerin neden aynı şey olmadığını tekrar düşünelim.

Özge Doğar

Bir toplantıda birinin şöyle dediğini duydum, “Zaten çöp yazıyor.”

Masadaki kişi kitabın dilinden söz etmiyordu. Çevirisinden, editoryal sürecinden, çizimlerinden ya da okurda bıraktığı izden de… Elindeki satış raporuna bakıyordu. Çünkü kitap, beklenen kadar satmamıştı.

Yıllardır yayıncılık dünyasının içinde biri olarak bu cümleyi yalnızca bir kez duymadım. Dağıtımcılardan, satış temsilcilerinden, yayın koordinatörlerinden, genel müdürlerden ve son zamanlarda maalesef editörlerden de benzer ifadeler işittim.

“Bu kitap ölü.”

“Depoda yer kaplıyor.”

“Çöp.”

İnsan ister istemez düşünüyor: Bir kitabı gerçekten satış rakamı mı tanımlar?

Elbette yayıncılık bir kültür alanı olduğu kadar ticari de. Kâğıdın, baskının, çevirinin, telifin, dağıtımın ve tanıtımın ciddi maliyetleri var. Hiçbir yayınevi zarar ederek uzun süre yaşayamaz. Bu gerçeği görmezden gelmek mümkün değil. Ancak başka bir gerçeği de unutmamak gerekiyor: Çok satmakla değerli olmak aynı şey değil. Bugün “çok satan” listelerine baktığımızda bunların tamamının yalnızca okurun doğal tercihiyle oluştuğunu düşünmek bu dönemde saflık olur. Bir kitabın kaderi çoğu zaman daha okur onu görmeden belirlenmeye başlanıyor.

İlk baskı kaç adet yapılacak?

Zincir kitapçılarda girişte mi sergilenecek yoksa arka raflarda mı kalacak?

Satış temsilcisi o kitabı kitapçılara ne kadar anlatacak?

Sosyal medya için reklam bütçesi ayrılacak mı?

Gazetelerde röportaj yapılacak mı?

Yazar festivallere çıkarılacak mı?

Fenomen hesaplara gönderilecek mi?

Bütün bunlar, satış rakamlarını doğrudan etkiliyor.

Kitabın kaderini belirleyen görünürlük etkisi

Pazarlamada “görünürlük etkisi” diye bilinen bir gerçek var: İnsanlar karşılarına sık çıkan ürünü seçmeye daha yatkın olur ve bu hepimiz için doğaldır. Kitap da bundan bağımsız değil. Okur çoğu zaman önüne konulanı görür; görmediğini seçemez. Bu yüzden bazı kitaplar çok satarken, bazıları çok satacak fırsatı hiç bulamaz.

Özellikle çocuk yayıncılığında bunu daha net görürüz. Aynı seriler sürekli vitrinlerde, aynı karakterler sürekli kampanyalarda yer alırken yüzlerce nitelikli kitap sessizce raflarda bekler. Sonra da o kitaplar için “okur beğenmedi” denir.

Oysa çoğu zaman okur, o kitaptan hiç haberdar olmaz.

Diğer ülkelerin yayıncılık faaliyetlerinde de durum farklı değil. Bugün klasik kabul edilen pek çok eser ilk yayımlandığında beklenen ilgiyi görmedi. Bazıları yıllarca depolarda kaldı, bazıları ikinci baskıyı bile yapamadı. Sonradan öğretmenler, kütüphaneciler, eleştirmenler ve okurlar sayesinde yeniden keşfedildi.

Demek ki satış, her zaman edebi değerin aynası değil.

Hız kültürü yayıncılığı nasıl etkiliyor?

Bir başka sorun da hız kültürü.

Eskiden kitapların okurunu bulması için yıllar beklenirdi. Bugün ise üç ay içinde karar veriliyor. İlk baskı beklentiyi karşılamadıysa yeni baskı yapılmıyor. Kitap depoya kaldırılıyor. Ardından yeni sezon geliyor, yeni dosyalar, yeni kapaklar…

Sanki kitap değil de mevsimlik bir tüketim ürünü.

Oysa kitap yoğurt değildir; son kullanma tarihi yoktur. Deterjan değildir; ay sonunda hedef tutturmak zorunda değildir. Moda ürünü değildir; sezon bitince anlamını yitirmez.

İyi bir kitap bazen yıllarca sessiz kalır, sonra bir öğretmenin elinde yeniden doğar. Bir kütüphanecinin önerisiyle yüzlerce çocuğa ulaşır. Bir çocuğun “Bunu arkadaşım da okusun” demesiyle yeni bir yolculuğa çıkar.

Bunların hiçbirini satış grafikleri göstermez.

Yayıncılıkta “çok satan” kavramı elbette önemli. Çünkü yayınevlerinin ayakta kalabilmesi için gelir gerekir. Ancak “çok satan” ile “iyi kitap” kavramlarını birbirinin yerine koyduğumuz anda büyük bir hata yaparız.

Daha büyük hata ise az satan her kitaba “çöp” demektir.

Çünkü kitap, ticari bir ürün değil; kültürel bir hafıza. Bir çocuğun dünyayı ilk kez başka bir gözle görmesini sağlar. Bir gencin yaşamını değiştirir. Bir yetişkinin yıllardır taşıdığı duyguyu kelimelere dönüştürür.

Bunun satış karşılığı var mı?

Belki de yayıncılık dünyasının yeniden sorması gereken soru şu olmalı:

“Bu kitap kaç sattı?” değil…“Bu kitap kime dokundu?” Çünkü bazı kitaplar milyonlara ulaşır ve unutulur.

Bazıları ise bin okura ulaşır ama o bin kişinin hayatında silinmeyecek bir iz bırakır.

İşte bu yüzden kitaplar, deterjan değil.

Onları yalnızca satış raporlarıyla ölçmeye çalıştığımızda kaybettiğimiz şey yalnızca birkaç kitap olmaz; edebiyatın kendisi olur.

Diğer dosyaları okumak için tıklayın. 

Paylaş

Bunun gibi yazıları kaçırmayın

Her sabah günün kitabı, her pazartesi haftanın seçkisi. Sadece okumaya değer olanı.

Gönderim sıklığı

Çift onaylı kayıt · KVKK uyumlu · tek tıkla çıkış

Değerlendirme Yazın