İçeriğe atla

Sonrası – Evlilik ve Ayrılığa Dair Rachel Cusk

İnceleme

Künye

YazarRachel Cusk
ÇevirmenRoza Hakmen
YayıneviYapı Kredi Yayınları
Geçtiği Dönem2000 – 2025
ISBN978-975-08-6750-7
Orijinal AdıAftermath - On Marriage and Separation
Orijinal Diliİngilizce
Ülkeİngilitere
TürüAnı, Anlatı, Günlük-Gezi Notları
Yayın TarihiOcak, 2026
Sayfa Sayısı120
Ebat13,5 x 21 cm
İmla☺️ İyi
Çeviri☺️ İyi
Okur YaşıYetişkin
Hedef KitleFelsefe, sosyoloji, psikoloji sevenler
Okuma Süresi~3 sa (tahmini)
YazanÖzlem Gökbel

Edebiyat Haritasında

Paylaş

Rachel Cusk, hamileliğini ve anneliğinin ilk yılını ele aldığı Bir Ömrün Emeği’nin (2001) ve ailesiyle birlikte çıktığı İtalya seyahatini anlattığı Son Akşam Yemeği’nin (2009) ardından gelen Sonrası (2012) ile otobiyografik bir üçleme olarak Türk okurlarla buluşmuş oldu.

Özlem Gökbel

On dört yıl önce İngiltere’de basıldığında hayli ses getiren bir kitabın ülkemizde ancak bugün basılmış olması üzücü. Öte yandan seviniyorum da, çünkü boşanma oranları hayli yüksek bir ülke olarak Türkiye’de böylesi cesur bir kitap hiç basılmayabilirdi de… Sonuç olarak, Rachel Cusk’ın Sonrası-Evlilik ve Ayrılığa Dair kitabını Roza Hakmen’in başarılı çevirisi ile bize kazandırdıkları için Yapı Kredi Yayınları’na teşekkür etmeliyim hissine kapılıyorum.

Çağdaş İngiliz edebiyatının en özgün ve en çok tartışılan isimlerinden biri olan Cusk roman, anı ve deneme türleri arasında dolaşan eserleriyle son otuz yılın edebiyatına yön veren yazarlardan biri. Özellikle kadınlık, annelik, evlilik, boşanma, kimlik ve bireyin toplumsal rolleri üzerine geliştirdiği cesur anlatımıyla tanınan Cusk, geleneksel roman anlayışını dönüştüren yazarlar arasında gösteriliyor. Özellikle Sonrası, boşanmayı yalnızca özel bir olay gibi değil, bireyin toplumsal kimliğinin çözülüşü olarak ele alması nedeniyle hem övgü hem de yoğun eleştiri aldı.

“Boşanma yalnızca karanlıktır. Yalnızca travmadır.”

Bu, Rachel Cusk’ın 2012 yılında, kitap çıkmadan hemen önce Guardian Gazetesi’ne verdiği bir röportajdan, bizzat kendi cümlesi. Boşanma kimi vakalarda bir ferahlama sağlasa da genel olarak yazara katılmamak mümkün değil. Cusk, aynı söyleşide şöyle devam ediyor:

“Bir evliliği bitirdiğinizde yalnızca kendi hikâyenizi yıkmazsınız. Çok daha eski ve geniş köklere sahip bir yaşam biçimini de kırmış olursunuz. Kendinizle toplum arasındaki bağı… Kendinizle tarih arasındaki bağı… Ve daha büyük güçlerin belirlediği kaderle ilişkinizi de parçalarsınız.”

Gerçekten de boşanmalarda her iki taraf ve hatta çocuklar için pek çok şey alt-üst olmuştur ve dirayetle yeni bir yaşam inşası sınavı başlamaktadır. Bu kitabında evliliğin sona erişinin ardından gelen yeni gerçekliği soğukkanlılıkla keşfe çıkan Cusk, bir kadın olarak kendi bakış açısından kadının toplum içindeki yerini, aileyi ve evliliği, otorite kavramını teşrih masasına yatırıyor. Boşanmayı yalnızca kişisel bir deneyim olarak değil, kadın kimliği ve aile kurumunun çözülüşü üzerine felsefi bir sorgulamaya dönüştürüyor. Sonrası, insanları, ilişkileri ve günlük olayları gözlemleme biçimi açısından hem incelikli, hem de sarsıcı bir kitap.

Kitaptan

İlk haftalarda “yeni gerçeklik” ifadesi sık sık karşıma çıkıyordu; insanlar durumumu tarif etmek için, sanki bir ilerlemeyi temsil edermiş gibi kullanıyorlardı bu terimi. Ama aslında bir gerilemeydi; hayat geri vitese alınmıştı. Birden ileriye değil, geriye doğru yol almaya başlamıştık; gerideki kaosa, tarihe ve tarihöncesine, her şeyin başlangıcına ve her şey başlamadan önceki zamana doğru. Bir tabak yere düşer; yeni gerçeklik tabağın kırılmış olduğudur. Yeni gerçekliğe alışmam gerekiyordu. İki küçük kızımın yeni gerçekliğe alışması gerekiyordu. Ama görebildiğim kadarıyla yeni gerçeklik kırık bir şeyden ibaretti. Oluşturulmuş ve yıllar boyunca işlevini yerine getirmişti ama parçalara ayrıldıktan sonra parçalar tekrar yapıştırılmadıkları sürece hiçbir işe yaramazdı.

Rachel Cusk kitabında belli başlı Yunan tragedyalarına da taze bir bakış getiriyor. Örneğin,   Aiskhylos’un Oresteia üçlemesine gönderme yaparak modern boşanmanın, aslında antik tragedyalarda görülen aile içi çatışmaların çağdaş bir yansıması olduğunu düşündürüyor. Agamemnon, Klytaimnestra ve Orestes’in kuşaklar boyunca süren suç, intikam ve adalet döngüsü, Cusk’ın evlilik ve ayrılık üzerine geliştirdiği düşünsel çerçevenin önemli referansları arasında.

Kitaptan (Epigraf):

Zeus zihnimizi yönlendirdi,

Serdümen kanunu koydu:

Hakikatin yolu acıdan geçer.

Uyku tutmaz, hatırlanan acının acısı

Damla damla yüreğe sızar tekrar,

Dirensek de olgunluğa ulaşırız sonunda.

Dehşetengiz teknelerinde tahtlarına kurulmuş tanrıların

Şiddetli sevgisiyle.

Aiskhylos / Oresteia tragedya üçlemesinden

Okuduğunuz üzere, Rachel Cusk’ın kitabını Aiskhylos’un Oresteia‘sında dile getirilen ve Antik Yunan düşüncesinin temel kavramlarından biri kabul edilen “pathei mathos” (acıyla öğrenmek) anlayışını yansıtan bu dizelerle açması hiç de tesadüf değil.

Yazara göre boşanma, yalnızca bir ilişkinin sonu değil, insanın acı aracılığıyla kendini ve hakikati yeniden keşfettiği dönüştürücü bir deneyim. Ben de aynı kanaatteyim. Bu tür sarsıcı ayrılıklar yaşayanlar belki bana katılacaklardır, çünkü fikrimce boşanma/ayrılık için yalnızca “bir ilişkinin bitmesi” ifadesi yetersiz kalıyor, bu aynı zamanda toplumun size verdiği/yakıştırdığı “eş” rolünden de çıkmanız demek… Ayrılınca kaybettiğiniz sadece eşiniz değil, bu rolle birlikte inançlarınızı, hayallerinizi, gelecek kurgunuzu da kaybedersiniz. Özde kimliğiniz çökmüştür ve onun yeniden kurulması gerekiyordur.   

Kitabın Ana Temaları

Cusk, kitabın en önemli temalarından biri olan ailenin, toplum tarafından kurulmuş bir düzen olduğunu ve bu düzen yıkılınca insanın boşlukta kaldığını söylüyor. Kitabında sıklıkla anne olmaya, çocukların düştüğü durumlara değiniyor. Ona göre çocuklar boşanmanın ortasında bir savaş alanına dönüşüyor. Ama Cusk onları dramatik figürler yapmıyor, “iki dünya arasında kalan insanlar” olarak görüyor. Yine Cusk’a göre boşanmış erkek özgürleşirken boşanmış kadın sorgulanıyor. Cusk bu çifte standardı sürekli sorguluyor. Bana göre kullandığı en vurucu metaforlardan biri de ev kavramı. Yazara göre ev taştan tuğladan bir bina değil, benliğin, kimliğin maddi biçimi… Ev kaybolunca kişi de kendini, benliğini kaybedebiliyor.

Kitaptan

Biri bana hayatımın uğradığı felaketi soracak olsa, cevaben hikâyeyi mi, hakikati mi istediğini sorardım. Açıklama olarak da itaat edileceğine dair verilmiş önemli bir sözden dönüldüğünü söyleyebilirdim. Bir romanı yanlış yazdığımda anlatının er veya geç iflas ettiğini, tıkandığını, daha fazla yazılmasının imkânsız olduğunu, mecburen başa dönüp kurgumdaki hataları aradığımı açıklayabilirdim. Sorun genellikle hikâyeyle hakikat arasındaki ilişkidedir. Hikâye hakikate itaat etmek, tıpkı bedeni temsil eden giysiler gibi hakikati temsil etmek zorundadır. Giysi bedene ne kadar oturursa sonuç o kadar hoştur. Hakikat çıplakken savunmasız olabilir, hantal olabilir, sarsıcı olabilir. Aşırı giyinikse yalan olur. Benim için hayatın zorluğu bu ikisini uzlaştırma çabasından kaynaklanır genellikle, boşanma sonrası çocuğun annesiyle babasını uzlaştırma çabası gibi.

Bu kitabın boşanmayı acı üzerinden anlatmadığı kesin; hatta zaman zaman kara mizahla okurun yüzünde gülümseme bile oluşturuyor. Cusk analiz yapıyor, asla ağlamıyor, yakınmıyor, kendisini haklı çıkarmaya çalışmıyor; sadece olanı inceliyor. Guardian Gazetesi bu yaptığını “duygusal otopsi” olarak tanımlamış. Hangimiz kalkışabilmişizdir buna acaba? Cesaret ister.

Bu yaklaşımlar ışığında bu eseri bir anı kitabı gibi okumak çok da yerinde olmayacaktır. ABD’nin en saygın ve en eski kitap eleştiri dergilerinden biri olan Kirkus Reviews’un da dile getirdiği gibi bu eser aslında evlilik kurumunun felsefi, sosyolojik ve psikolojik anatomisini çıkaran bir metin. Bana göre de klişe boşanma anlatılarından uzak, oldukça dürüst bir kitap. Okuru olaylara değil, düşünmeye zorlayan bir metin. Book Marks’a göre de kitap, deneme, felsefe, otobiyografi ve edebiyat eleştirisinin iç içe geçtiği, çağdaş kadın yazınının en tartışmalı metinlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Özetle Sonrası; boşanmanın hikâyesini değil, evlilik sona erdiğinde insanın toplum, aile, kadınlık gibi kavramların tünellerinden geçerek kendisiyle yeniden tanışmasının felsefesini anlatıyor. Okuyunca siz de anlayacaksınız; kitap neden boşandık, sorusunu cevaplamıyor aksine şu soruyu soruyor: Bir evlilik sona erdiğinde insan kim olur?

Rachel Cusk Kimdir   

1967 yılında Kanada’nın Saskatchewan eyaletindeki Saskatoon kentinde, İngiliz bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Rachel Cusk, çocukluğunun ilk yıllarını Los Angeles’ta geçirdi. Ailesinin İngiltere’ye dönmesiyle eğitimini Cambridge’de sürdürdü. Ardından Oxford Üniversitesi New College’da İngiliz Dili ve Edebiyatı okudu. Henüz 26 yaşındayken yayımlanan ilk romanı Saving Agnes (1993), Whitbread İlk Roman Ödülü’nü kazanarak genç yaşta dikkatleri üzerine çekmesini sağladı. 2003 yılında ise Granta dergisi tarafından “En İyi Genç Britanyalı Romancılar” arasında gösterildi. (Vikipedi)

Cusk’ın erken dönem romanları daha çok aile yaşamı, kadınlık, ev içi ilişkiler ve modern orta sınıf üzerine gözlemler içerirken, zamanla yazarlığı çok daha kişisel ve deneysel bir yöne evrildi. 2001 yılında yayımlanan A Life’s Work (Bir Ömrün Emeği) adlı anı kitabında anneliğin romantikleştirilen yönlerini sorgulayan son derece dürüst anlatımı, İngiltere’de büyük tartışma yarattı. Ardından gelen The Last Supper (Son Akşam Yemeği) ve Aftermath (Sonrası – Evlilik ve Ayrılığa Dair) ise kişisel deneyimlerden hareketle evlilik, boşanma, aile ve kimlik üzerine güçlü düşünsel metinlere dönüştü.

Yazarın uluslararası ününü pekiştiren eser ise 2014-2018 yılları arasında yayımlanan Çerçeve (Outline) Üçlemesi oldu. Çerçeve (Outline), Geçiş (Transit) ve Övgü (Kudos) adlı romanlardan oluşan bu üçleme, klasik roman yapısını büyük ölçüde reddederek anlatıcının geri planda kaldığı, başkalarının hikâyeleri üzerinden ilerleyen benzersiz bir kurgu anlayışı geliştirdi. Pek çok eleştirmen bu eserleri, 21. yüzyıl romanının en yenilikçi örnekleri arasında değerlendirdi. (Vikipedi)

Rachel Cusk’ın eserlerinde dikkat çeken en önemli özellik, olaylardan çok düşüncelere odaklanmasıdır. Onun metinlerinde dramatik çatışmalardan ziyade, insanların kendileriyle ve toplumun dayattığı rollerle hesaplaşmaları ön plana çıkar. Dilindeki yalınlık ile düşünsel yoğunluk birleşerek okuru kolay cevaplar sunmayan, sorgulamaya yönelten bir anlatı oluşturur. Bu nedenle Cusk’ın yapıtları kimi okurlar tarafından büyüleyici bulunurken, kimileri tarafından mesafeli ve sert olarak değerlendirilir.

Bugün Cusk, yalnızca başarılı bir romancı değil; çağdaş edebiyatın sınırlarını yeniden tanımlayan önemli bir düşünce yazarı olarak kabul ediliyor. Guggenheim bursuna layık görülen yazar, 2024 yılında Goldsmiths Ödülü ve Malaparte Ödülü ile onurlandırıldı. Ayrıca Fransa tarafından Chevalier de l’Ordre des Arts et des Lettres nişanıyla ödüllendirildi. Günümüzde Paris’te yaşamayı sürdüren Cusk, kurmaca ile otobiyografi arasındaki sınırları sürekli yeniden kuran eserleriyle dünya edebiyatının en etkili çağdaş seslerinden biri olmayı sürdürüyor. (Penguin Random House)

Diğer kitap incelemelerini okumak için tıklayın.

Bu kitabı

Bu kitabın geçtiği yer, zaman veya kişilere dair öneride bulunmak ister misiniz? Üye girişi yapın.

Alıntı Kartı

Beğendiğin cümleyi kartla paylaş

X WhatsApp

Alıntıyı Bookinton’a eklemek için üye girişi yap

Okur Alıntıları

Bu kitaptan alıntılar

Bu kitaptan henüz alıntı eklenmemiş. Yukarıdaki karttan ilk alıntıyı sen paylaş!

Bunun gibi kitapları kaçırmayın

Her sabah günün kitabı, her pazartesi haftanın seçkisi. Sadece okumaya değer olanı.

Gönderim sıklığı

Çift onaylı kayıt · KVKK uyumlu · tek tıkla çıkış

Rachel Cusk’dan diğer kitaplar

Yapı Kredi Yayınları kitapları

Benzer Kitaplar

Değerlendirme Yazın