İçeriğe atla

Taş Kağıt Makas – Alice Feeney

İnceleme

Künye

YazarAlice Feeney
ÇevirmenZehra Uzun
ResimleyenRhys Davies
YayıneviYabancı Yayınları
ISBN978-625-8387-71-1
Orijinal AdıRock Paper Scissors
Orijinal Diliİngilizce
Ülkeİngiltere
TürüRoman
Yayın Tarihi2023
Türkçe Baskı2023
Sayfa Sayısı311
Ebat13,5x21
Okur YaşıYetişkin
Hedef KitleYetişkin
Yayın DirektörüEce Çavuşlu
Kapak TasarımıAslıhan Kopuz
Sayfa TasarımıAslıhan Kopuz
Okuma Süresi~7 sa 45 dk (tahmini)
YazanElif Bengü Bozdemir

Edebiyat Haritasında

Bu kitaptan bir alıntı kartı oluşturBeğendiğin cümleyi kapaklı bir görsele dönüştür, paylaş.

Taş Kâğıt Makas: Şaşırtmak Yetiyor mu?

“Bu incelemeyi yazarken mümkün olduğunca kitabın sürprizlerine dokunmamaya çalıştım. Ama bunun pek kolay olmadığını, hatta yer yer becerememiş olabileceğimi baştan söyleyeyim. Çünkü Taş Kâğıt Makas hakkında anlatılmaması gereken şeyler, anlatılması gerekenlerden neredeyse daha fazla…”

Beni Kandırabilirsin

Gerilim romanlarıyla okur arasında baştan yapılmış gizli bir anlaşma var bence.

Yazar bizi kandırabilir.

Hatta biraz kandırmalıdır.

Yanlış kişiden şüphelenebilir, bir ayrıntının önemini fark etmeyebilir, sonlara yaklaşırken daha önce okuduğumuz bir sahnenin aslında bambaşka bir şey anlattığını görerek şaşırabiliriz. Türün zevkinin bir kısmı da burada zaten.

Ama Alice Feeney’nin Taş Kâğıt Makas’ını okurken kendime başka bir soru sormaya başladım:

Bir roman ne kadar çok şaşırtırsa o kadar iyi sayılabilir mi?

Adam ve Amelia Wright’ın evliliği iyi gitmemektedir. İlişkilerini kurtarmak için İskoçya’nın ıssız bir bölgesinde, eski bir şapelde hafta sonu geçirmeye karar verirler. Kar fırtınası, ulaşılması zor bir mekân, dış dünyayla bağları neredeyse tamamen kesilmiş iki insan…

Gerilim için malzeme hazır.

Üstelik Adam’ın prosopagnozi denilen bilişsel bir rahatsızlığı vardır. Yüzleri tanıyamaz. Kendi yüzü dâhil. Amelia daha ilk sayfalarda kocasının bir teşhis sırasında kendisini diğer kadınlardan ayıramayacağını düşünür. Birkaç sayfa sonra da Adam’ın insanları seslerinden, kokularından ve başka ayrıntılardan tanımayı öğrendiğini görürüz.

İşte romanın bana göre en iyi fikri burada başlıyor.

Yüzünü Tanımadığımız Birini Tanıyabilir miyiz?

Adam eşinin yüzünü tanıyamıyor.

Ama insan ister istemez şunu soruyor:

Peki onu gerçekten tanıyor mu?

Hatta soru kısa sürede Adam’dan çıkıp hepimize doğru genişliyor.

Bir insanı tanımak ne demek?

Yüzünü bilmek mi? Sesini ayırt etmek mi? Alışkanlıklarını ezberlemek mi? Onun geçmişini bildiğini sanmak mı?

Yıllarca aynı evde yaşamak, aynı yatağı paylaşmak, aynı anılardan söz etmek gerçekten aynı hayatı yaşadığımız anlamına geliyor mu?

Feeney’nin yüz körlüğünü yalnızca ilginç bir hastalık olarak kullanmaması bu noktada çok önemli. Prosopagnozi romanın ana meselelerinden biri olan görmek ile tanımak arasındaki farkın somut karşılığına dönüşüyor.

Amelia’nın söylediği bir şey de bunu daha en başta belli ediyor: Kocasının ona kendisini görünmez hissettirmesinin tek sebebi yüz körlüğü değil!

Feeney burada pek hoş olmayan bir şeyi hatırlatıyor:

İnsan bazen yüzünü gördüğü kişiyi de görmeyebilir.

Kime Güveneceğiz?

Sonra anlatıcı meselesi devreye giriyor.

Taş Kâğıt Makas’ın temel araçlarından biri “güvenilmez anlatıcı” tekniği.

Ama burada klasik anlamda tek bir “yalancı anlatıcı” aramak doğru olmaz. Feeney daha karmaşık bir şey yapıyor. Farklı bakış açıları arasında dolaşıyoruz; herkes olayları kendi hafızası, kendi öfkesi, kendi korkusu ve kendi çıkarı üzerinden anlatıyor.

Dolayısıyla mesele yalnızca “Bu kişi doğru söylüyor mu?” değil.

Ne kadarını söylüyor?

Ne kadarını biliyor?

Neyi yanlış hatırlıyor?

Neyi kendisine bile itiraf etmiyor?

Ve en önemlisi, anlatılmayan yerleri kim dolduruyor?

Biz.

Feeney’nin en başarılı oyunlarından biri de bu. Okura her zaman yanlış bilgi vermiyor. Bazen yalnızca eksik bilgi veriyor ve bizim o boşluğu kendimizden emin biçimde tamamlamamızı bekliyor.

Sonra da kenara çekiliyor. “Ben sana öyle demedim ki,” der gibi…

Güvenilmez anlatıcının en güzel hâllerinden biri bu olabilir.

Fakat benim romanla yaşadığım sorun da tam bu tekniğin fazla kullanılmaya başladığı yerde ortaya çıktı.

Kim, Ne, Nerede, Nasıl, Neden, Ne Zaman? Bir 5N1K Kaosu!

Bir noktadan sonra kendimi hikâyeyi yaşamaktan çok olayların muhasebesini yaparken buldum.

Kim ne biliyor?

Bunu ne zaman öğrendi?

Şimdi hangi zamandayız?

Bu olay daha önce anlatılmış mıydı?

Bu ayrıntının başka bir anlamı mı var?

Şimdi anlatılan gerçek mi, eksik mi, yanıltıcı mı?

İlk başta eğlenceli.

Sonra yorucu.

Çünkü gerilim romanında merakın çok ince bir dengesi var.

“Şimdi ne olacak?” diye merak etmek başka şey.

“Şimdi daha ne çıkaracak?” diye beklemek başka.

Açıkçası ben bir süre sonra ikincisine geçtim.

Romanın beni şaşırtabileceğine o kadar alıştım ki anlatılan hiçbir şeye tam olarak yatırım yapmamaya başladım. Çünkü biraz sonra o bilginin başka bir açıdan yeniden düzenlenebileceğini düşünüyordum.

Bu da tuhaf biçimde ters köşenin etkisini azaltıyor.

Sürpriz çoğaldıkça sürpriz olmaktan çıkabiliyor.

Bir Evliliğin Gizli Kaydı

Buna karşılık romanda çok sevdiğim bir yapı var: yıldönümü mektupları.

Hikâyenin şimdiki zamanı ilerlerken araya geçmiş yıllardan mektuplar giriyor. Böylece bir hafta sonuna sıkışan gerilimle yıllara yayılan bir ilişkinin tarihi birlikte ilerliyor.

Üstelik her mektubun başında bir “yılın kelimesi” var.

İlk kelime “tutkunluk”. İlerleyen yıllarda seçilen kelimeler ilişkinin o dönemini küçük bir sözlük maddesi gibi tanımlıyor.

Bu geleneğin doğuşunu da öğreniyoruz. Adam ile eşinin farklı kelime dağarcıkları önce bir “günün kelimesi” oyununa, oradan da “yılın kelimesi”ne dönüşüyor.

Bence Feeney burada çok güzel bir şey yapıyor:

Evliliği kelimelerle yaşlandırıyor.

İlişki değişiyor.

Kelime değişiyor.

O kelimenin anlamı da yıllar geçtikçe başka bir ağırlık kazanıyor.

Buna evlilik yıldönümlerinin geleneksel hediyelerinden alınan bölüm başlıkları da ekleniyor: kâğıt, pamuk, deri, keten, tahta, demir, bakır, bronz, teneke…

Bir zaman çizelgesi yerine neredeyse maddelerden yapılmış bir evlilik takvimi okuyoruz.

Ve kitabın adı olan “taş, kâğıt, makas oyunu” da ilişkideki kararların, kazanmanın, kaybetmenin ve gücün sembolüne dönüşüyor.

Çocukken eğlenmek için oynadığımız küçücük bir oyunun bir evlilikte bu kadar farklı anlamlar kazanması romanın hoş taraflarından biri.

Hikâyeyi Kim Yazıyor?

Adam senarist.

Ama çoğunlukla kendi hikâyelerini değil, başkalarının romanlarını sinemaya uyarlıyor. Başarısını da büyük ölçüde buna borçlu.

Daha ilk bölümlerde onun başka yazarların kelimeleriyle kurduğu özel ilişkiyi görüyoruz. Amelia, kocasının kendisini başka insanlarla değil, başkalarının kelimeleriyle aldattığını bile düşünüyor.

Bu ayrıntı bence tesadüf değil.

Çünkü Taş Kâğıt Makas boyunca yalnız evlilik değil, hikâye anlatmak da sorgulanıyor.

Bir başkasının hikâyesini alıp yeniden yazmak ne demek?

Bir olay anlatıldığı anda hâlâ aynı olay mıdır?

Hafıza da bir tür uyarlama değil midir?

İki kişi yıllarca aynı ilişkinin içinde yaşayıp sonunda birbirinden tamamen farklı iki hikâye anlatabiliyorsa, hangisi gerçektir?

Belki ikisi de.

Belki hiçbiri.

Adam’ın mesleği böylece romanın temasıyla birleşiyor. Başkalarının hikâyelerini uyarlamakta çok başarılı olan bir adamın kendi hayatını ne kadar doğru okuyabildiği sorusu ortaya çıkıyor.

Ve bence kitap burada yalnız bir gerilim romanı olmaktan biraz uzaklaşıp daha ilginç bir yere yaklaşıyor.

Film Olmak İsteyen Roman

Fakat sonra yeniden aynı şeye takıldım.

Bu romanı okurken zaman zaman bir kitabın değil, çekilmeyi bekleyen bir filmin içinde olduğumu hissettim.

Kar fırtınası.

Uzak İskoçya.

Eski bir şapel.

Kapanan kapılar.

Karanlık koridorlar.

Aynalar.

Sesler.

Fotoğraflar.

Yalnızlık.

Dışarı çıkmanın zor olduğu bir mekâna sıkıştırılmış sorunlu bir çift.

Amelia bile şapele geldiklerinde kendilerini kendi korku filmlerini çekmeye hazırlanıyormuş gibi hissediyor.

Elbette bunun bilinçli olduğunu düşünüyorum. Adam zaten sinema dünyasının içinde. Feeney de türün görsel imkânlarını sonuna kadar kullanıyor.

Ama kitabı okurken benim için bazı yerlerde atmosfer, karakterlerin önüne geçmeye başladı.

Bir süre sonra şunu hissettim:

Sanki sahnenin nasıl görüneceği, oradaki insanların kim olduğundan daha önemli hâle geliyor.

Belki de bu nedenle romanı okurken olası bir televizyon ya da sinema uyarlamasını zihinde kurmak çok kolay

Fakat ben roman okurken başka bir şey de istiyorum.

Karakterin içinde biraz daha kalmak.

Sessizliğe izin vermek.

Her birkaç bölümde bir yeni kapının açılmasını beklememek.

Sadelik, Basitlik Değildir

Belki burada benim okur olarak tercihim devreye giriyor.

Ben sadeliği seviyorum.

Ama sadelikten kastım kolaylık değil.

Basit hikâyeleri sevdiğim anlamına da gelmiyor.

Tam tersine, çok şey anlatan ama anlattığı şeyin karmaşıklığını sürekli teşhir etmeyen metinleri seviyorum.

Yazarın hünerini görmekten çok, o hüner sayesinde insanı görmek istiyorum.

Kurgu çok zekice olabilir.

Zaman çizgisi parçalanabilir.

Anlatıcı güvenilmez olabilir.

Dil oyunları yapılabilir.

Ama bütün bunlar bir noktada geri çekilip hikâyenin nefes almasına izin vermeli.

Taş Kâğıt Makas’ta zaman zaman bunu yaşayamadım.

Kurgu makinesinin dişlilerini gördüm.

Ve bir kez gördükten sonra onları görmemek zorlaştı.

Sanki roman bazı anlarda kulağıma eğilip:

“Bak bunu nasıl bağladım,” diyordu.

Ben de:

“Gördüm. Ama biraz da insanları izlesek?” demek istedim.

Şaşırtmak Yetiyor mu?

Bütün bunlara rağmen Feeney’nin ne yaptığını bilmediğini söylemek haksızlık olur.

Tam tersine, güvenilmez anlatıcı kullanımı, prosopagnozi’nin tema ve kurguya yerleştirilmesi, yıldönümü mektupları, kelime oyunları ve zaman yapısı bakımından oldukça özenli kurulmuş bir kitap.

Üstelik bu tür anlatıları seven okur için romanın en yorucu bulduğum tarafları, muhtemelen en eğlenceli tarafları olacak.

Her ayrıntının altında başka bir şey aramak.

Hiçbir anlatıcıya tam olarak güvenmemek.

Parçaları birleştirmek.

Her birkaç bölümde bir düşüncesini yeniden gözden geçirmek.

Bunun ayrı bir okuma hazzı olduğu açık.

Benim aradığım ise biraz farklı.

Bir roman beni şaşırtsın.

Ama şaşırtmak için sürekli kolumdan çekiştirmesin.

Beni kandırsın.

Ama kurduğu oyunu fark ettiğimde karakterlerini kaybetmeyeyim.

Çünkü bir hikâyenin ne kadar karmaşık olduğu değil, o karmaşanın içinden geriye ne kaldığı ilgilendiriyor beni.

Taş Kâğıt Makas bittiğinde benim için geriye kitabın bütün sırlarından daha basit bir soru kaldı:

Bir insanı gerçekten ne zaman tanımış oluruz?

Yüzünü gördüğümüzde değil belki.

Hikâyesini bildiğimizi sandığımızda da değil.

Belki ancak onun hakkında kendi kendimize anlattığımız hikâyenin yanlış olabileceğini kabul ettiğimizde.

Bu kitabı

Bu kitabın geçtiği yer, zaman veya kişilere dair öneride bulunmak ister misiniz? Üye girişi yapın.

Alıntı Kartı

Bu kitaptan bir cümleyi güzel bir görsele dönüştür

Beğendiğin cümleyi yaz; kapaklı premium kartı indir, WhatsApp ve sosyal medyada paylaş.

Paylaş:

Alıntıyı Bookinton’a eklemek için üye girişi yap

Okur Alıntıları

Bu kitaptan alıntılar

Bu kitaptan henüz alıntı eklenmemiş. Yukarıdaki karttan ilk alıntıyı sen paylaş!

Bunun gibi kitapları kaçırmayın

Her sabah günün kitabı, her pazartesi haftanın seçkisi. Sadece okumaya değer olanı.

Gönderim sıklığı

Çift onaylı kayıt · KVKK uyumlu · tek tıkla çıkış

Yabancı Yayınları kitapları

Benzer Kitaplar

Değerlendirme Yazın