İçeriğe atla

Ve Her Şey Aya Büründü Georgi Gospodinov

Künye

YazarGeorgi Gospodinov
ÇevirmenHasine Şen Karadeniz
YayıneviMetis Kitap
Orijinal AdıИ всичко стана луна
Orijinal DiliBulgarca
ÜlkeBulgaristan
TürüÖykü
Yayın TarihiOcak 2013
Türkçe BaskıNisan 2026
Sayfa Sayısı144
Ebat13 x 19.5 cm
Kapak TasarımıEmine Bora
Okuma Süresi~3 sa 30 dk (tahmini)
DüzenleyenUtku Özer
Etiketler #Bulgaristan
Paylaş
Bu kitaptan bir alıntı kartı oluşturBeğendiğin cümleyi kapaklı bir görsele dönüştür, paylaş.

Gündelik hayatın en küçük anlarında bile bir hikâye, bir kayıp ya da bir mucize ihtimali arayan on dokuz öykü. Georgi Gospodinov, bu kez romanlarından aşina olduğumuz o özgün sesini öykünün imkânlarıyla buluşturuyor. Bir araya gelen on dokuz öykü, kimi zaman muzip ve oyunbaz, kimi zaman derin bir hüzünle örülü; ama her biri yazarın kendine özgü duyarlığını ve dilini taşıyor.

Bu öykülerde Gospodinov, hayatın kıyısında kalmış gibi görünen anları, gecikmiş buluşmaları, geçmişten bugüne sarkan sesleri ve insanın ölüm, zaman, aşk gibi temel meselelerle kurduğu ilişkiyi incelikle ele alıyor. Bir öyküde yıllar önce verilmiş bir randevuya kırk yıl sonra geç kalmanın anlamı sorulurken, bir diğerinde durmuş bir güneşten ışığın ne kadar süre daha yol alacağı düşüncesi üzerinden zamanın tuhaf akışı sorgulanıyor. Her metin, sıradan görünen bir sorudan yola çıkıp okuru beklenmedik bir duygusal ya da düşünsel alana taşıyor.

Kitabın atmosferi, Gospodinov’un romanlarında da güçlü biçimde hissedilen o tanıdık gerilimden besleniyor. Hüzün ile mizah, geçmiş ile şimdi, son ile başlangıç arasındaki ince çizgide dolaşıyor. Gelenek ile bugünün çarpıştığı, bireysel hafıza ile kolektif geçmişin iç içe geçtiği bu anlatılar, okuru hem düşündüren hem de duygusal olarak içine çeken bir bütün oluşturuyor.

Ve Her Şey Aya Büründü, hayatın içinde dolaşan görünmez hikâyeleri sabırla toplayan, onları dilin incelikleriyle yeniden kuran bir yazarın öykü evrenini keşfetmek isteyenler için güçlü bir kitap.

Kitaptan Bir Bölüm

Bu metni okumaya başladığın anda güneş artık sönmüş olabilir, ama sen bunu henüz bilmiyorsun. Ölüm haberinin sana ulaşmasına tam 8 dakika 19 saniye var. Işık oradan bu kadar sürede yol alır. Sonra karanlık olacak. Şu âna kadar 9 saniyesi geçti. Ne yapabilirsin? Fırla, en önemli şeyleri topla – telefonunu, paranı, pasaportunu. Bekle bir dakika, bir yere mi gideceksin ki? Boş ver şimdi eşyaları. Yakınlarını ara, onlar bilmiyor. Dünyanın sonunu ve armağan edilen, onların farkında olmadığı (şimdi artık 7 dakikadan da az kalan) süreyi duyur. Onlara hemen yola çıkmalarını söyle, eğer yakındaysalar… Nereye… Bir arada olmanız için… 7 dakikada mümkün değil. Bulundukları yerde kalsınlar ve masanın altına saklansınlar. Her şey saçma görünüyor. Güneşin sönmesiyle ilgili hiç deneyimin yok. Elektriğin kesilmesi gibi değil bu. Onları sevdiğini, karanlıkta buluşacağınızı söyle. Başka… Sevdiğin her şeyden son bir kez tatmak istiyorsun ama zaman sadece buzdolabından bir kaşık kiraz reçeli almaya yetiyor. Kedi bir yerlere gizlenmiş. O da biliyor. Pencereyi açıyorsun. Dışarıda insanlar güneşin son dakikalarını boşa harcıyor. Bağırmak istiyorsun. Lanet olsun, bu ışığın aynı olmadığını görmüyor musunuz? Bunu da yapmıyorsun. Peki sonra ne olacak? Gezegenler kaçışıp dağılacak mı, okyanuslar taşacak mı, sonsuz bir kutup kışı çökecek mi? Ve bunlar hemen mi olacak, yoksa bize biraz daha zaman tanınacak mı? Birkaç dakika daha, zifiri karanlıkta bir saat. Hâlâ burada mısın? Son saniyeleri birlikte sayalım – on üç, on iki, on bir (bilerek yazıyla yazıyorum, zamanı uzatmak için), on, dokuz, sekiz, yedi, altı, beş, dört, üç (dayan ve elveda, eğer daha